TÜRK OCAKLARININ TARİHİ
Türk
toplumunun en eski ve en büyük sivil toplum kuruluşu olan Türk Ocakları, "Türk
milletini sevmek ve yüceltmek" olarak tanımlanan Türkçülük ülküsüne bağlı olarak
resmen 25 Mart 1912'de kurulmuştur.
Bilindiği gibi, Tanzimat Fermanının ilanından sonra Osmanlı ülkesinde baş
gösteren ayrılıkçı düşünceler, 1908'de ikinci Meşrutiyetin ilanı ile birlikte
rahatsız edici kıpırdanışlar ve davranışlar halini almıştı. Devlet içindeki
etnik ayrılıkçılar ayaklanmaya ve devleti parçalamaya yönelmişlerdi. Bunların
önüne geçmek için Osmanlıcılık ve İslamcılık gibi akımlar geliştirilip
uygulamaya konulmuş, fakat bunların milli birliği ve ülke bütünlüğünü korumaya
yetmeyeceği kısa zamanda anlaşılmıştı. İktidardaki İttihat ve Terakki Cemiyeti (İTC),
milliyetçi bir görüşü temsil etmekle birlikte siyasi istikrarı sağlayamamış ve
ayrılıkçı faaliyetlerin önüne geçememiştir. Bu durum, ülkenin dertleri ile
ilgilenen genç aydınları derinden üzüyor, onları ülke ve millet sorunlarına
çareler aramağa yöneltiyordu.
Sorun ve dertlerin yalnızca aydınların bilmesi de yeterli değildi. Toplum
katmanlarının ilgisini de çekmek gerekirdi. Fakat Osmanlı devletinin temelini
oluşturan Türk toplumu milli kimliğinden habersiz yaşıyor, bundan dolayı
ayrılıkçı davranış ve eylemlere gereken tepkiyi gösteremiyordu. Öyleyse ona
kimliğini ve benliğini tanıtacak, milli duygularını canlandırıp harekete
geçirecek çalışmalar yapılmalıydı. Bu da ancak milli bilinci güçlü, yurtsever
aydınların çabaları ve çalışmaları ile mümkün olabilirdi. Böyle aydınların bir
“gönüllüler kuruluşu”nun çatısı altında bir araya gelerek gönüllerini ve
güçlerini birleştirmeleri, Türk toplumunu bilinçlendirmek için gerekli
tedbirleri ve yöntemleri düşünmeleri, bunu gerçekleştirecek sistemli çalışmaları
planlamaları, sonra da onları uygulamaya geçirmeleri gerekliydi.
Milliyetçi birçok aydının kafasını durmadan meşgul ettiği muhakkak olan bu
düşüncenin ilk önemli kıvılcımı zamanın Askeri Tıbbiye Mektebi’nde parladı. Bir
yandan tıp öğrenimi görürken bir yandan da yurt ve millet sorunları ile
ilgilenen 190 Askeri Tıbbiye öğrencisi, bu sorunların çözümü ile uğraşacak bir
“gönüllüler kuruluşu” oluşturulmasına yönelik görüş alış verişini sağlamak için
bir toplantı düzenleme girişiminde bulundu. 24 Mayıs 1911’de başta dönemin ünlü
Türkçüleri olmak üzere, birçok tanınmış şair, edip, bilim ve düşünce adamına
mektuplar yazdılar ve 21 kişilik de bir girişimciler kurulu oluşturdular.
Bu topluluğun Dr. Fuat Sabit (Ağacık) başkanlığındaki üyeleri ile ünlü
Türkçülerden Mehmed Emin (Yurdakul), Akçuraoğlu Yusuf, M. Ali Tevfik (Yükselen),
Emin Bülend (Serdaroğlu) ve Ağaoğlu Ahmed Beylerin katıldığı bir toplantı
yapıldı. Türkçülük düşüncesini yayacak ve yaşatacak bir derneğin kurulması ve
adının da “Türk Ocağı” olması, 3 Temmuz 1911’de yapılan bu toplantıda
kararlaştırıldı. Bu toplantının yapıldığı tarih, bu yüzden Türk Ocağı’nın
“fiili” kuruluş tarihi sayılır. Çünkü o toplantıda kuruluş işlemlerini
gerçekleştirecek bir “geçici yönetim kurulu” seçilmiştir.
Yeni derneğin “Esas Nizamname”sinin ve çalışma programının hazırlanması oldukça
zaman alır ve gerekli işlemler tamamlanarak Türk Ocağı’nın 25 Mart 1912’de
faaliyete geçmesi sağlanmış olur. Derneğin kurucusu görünenler, Mehmed Emin
(Yurdakul), Ahmed Ferit (Tek), Ağaoğlu Ahmet ve Askeri Tıbbiyelileri temsilen
Fuat Sabit (Ağacık) beylerdir. 1912’de yayımlanan Türk Ocağı Esas Nizamnamesi’ne
göre, Ocağın amacı, “Akvam-ı İslamiyenin bir rükn-i mühimmi olan Türklerin milli
terbiye ve ilmi, içtimai, iktisadi seviyelerinin terakki ve i’lasıyla Türk ırk
ve dilinin kemaline çalışmak” idi. Dernek, amacını gerçekleştirmek için “Türk
Ocağı adı ile kulüpler açarak dersler, konferanslar, müsamereler tertip,
kitaplar ve risaleler neşir edecek, mektepler açmaya çalışacak”tı. Türk Ocağının
amacına ulaşmağa çalışırken “sırf milli ve içtimai bir vaziyette” kalacağı
belirtilmekte, “asla siyaset ile uğraşmayacak ve hiçbir vakit siyasi fırkalara
hadim bulunmayacaktır” denilmekte idi.
Türk Ocağı bir yandan İstanbul’daki merkezinde faaliyet gösterirken bir yandan
da, başta İzmir olmak üzere, belli başlı şehirlerde şubeler açarak çalışmalarını
yaymağa girişir. Şube sayısı 1916’da 25’e, 1919’da 35’e yükselir. Fakat o yıldan
başlayarak, Sevr Anlaşması uyarınca Osmanlı yurdunu işgal etmeğe başlayan
istilacı güçler, halkı onlara karşı koymaya özendiren, açık hava toplantıları
(Fatih ve Sultanahmet mitingleri… gibi) düzenleyerek halkın milli duygularını
harekete geçirmeğe çalışan Türk Ocaklarını, başta İstanbul’daki merkezi olmak
üzere, basmağa ve kapatmağa başlarlar. Bazı üst yöneticilerini Malta’ya
sürerler. Zaten Ocağın genç üyelerinin çoğu, istilacılara karşı açılan kurtuluş
mücadelesine katılmak üzere kurulan oluşumlara katılmaya başlarlar. Bu yüzden,
Türk Ocağı çalışmaları, “Kurtuluş Savaşları” boyunca askıya alınır.
1922’de “Milli Mücadele” zaferlerle sonuçlanınca Türk Ocağı’nın çalışmaları
yeniden canlanır. Kapatılan şubeler yeniden açılır ve Mustafa Kemal Paşa’nın
desteği ile bunlara bir çok yenileri katılır. Cumhuriyetin ilanından sonra
başlatılan inkılapların başlıca destekçisi ve yayıcısı Türk Ocakları olur. Bu
dönemde açılan Ocakların sayısı, 1928 yılı başında 141’e ulaşmıştır. Özellikle,
bu dönemde Ankara’ya taşınmış olan Genel Merkez’de birçok bilimsel ve sosyal
toplantılar, kültürel etkinlikler düzenlenirken çok sayıda da eser yayınlanır.
Şubeler de kendi olanakları çerçevesine halk okulları, dispanserler, başka
sosyal kuruluşlar kurarak topluma yararlı olmaya çalışırlar.
Bu arada Türk Ocağı’na Ankara’da bir Genel Merkez yapısı kazandırmak için
çalışmalara başlanır. Arsası Vakıflar İdaresinden satın alınan yapının proje ve
planları Türk Ocaklı Yüksek Mimar Hikmet Koyunlu tarafından hazırlanır ve yapım
çalışmalarına başlanır. Koyunlu’nun gözetim ve denetiminde 1926’da başlatılan
inşaat, 1928’de tamamlanır. Böylece Ankara’ya en görkemli ve güzel anıt
yapılardan biri kazandırılmış olur. Bu yapıya ve donanımına, zamanın değerleri
ile 600.000 TL dolayında harcama yapılır. Önemli olan husus, bu anıt yapının,
devletin maddi katkısı olmadan, sağlanan iç ve dış bağış ve yardımlarla inşa
edilmiş olmasıdır.
1927 yılında toplanan Türk Ocakları Kurultayı’nda, Türk Ocağı Yasası’nda
değişiklik yapılarak Ocak, Cumhuriyet Halk Partisi ile ilişkilendirilmiştir. Bu
değişikliğe göre, “Cumhuriyet, milliyet, muasır medeniyet ve halkçılık
mefkurelerini takip eden Türk Ocağı, mefkureleri tahakkuk ettirmekte olan
Cumhuriyet Halk Fırkası ile devlet siyasetinde beraber” olacaktı. Böylece,
kuruluştaki “asla siyasetle uğraşmama” ilkesinden uzaklaşılmış ve siyasete
bulaşmış oluyordu.
Fakat Türk Ocağının böylece CHP ile ilişkili duruma getirilmesi zamanın tek
parti iktidarının siyasetçilerini tatmin etmez. Onlar Türk Ocağının yüzde yüz
bir teslimiyetçilik içinde olmasını istemektedirler. Buna karşılık, Ocak
şubelerinde CHP’nin hoşuna gitmeyebilecek görüş ve etkinlikler
görülebilmektedir. Özellikle de Türk Ocaklarının Türkiye dışındaki Türklere
yönelik düşünce ve etkinlikleri, bunların yaşadığı ülkelere egemen olan
devletlerle olan siyasi ilişkiler dolayısıyla, üst yönetim yetkililerince hoş
karşılanmamaktadır.
Bu durum Türk Ocağı’nın kapatılması yolunu açmış olur. Ocağın 10 Nisan 1931 günü
yapılan son (olağanüstü) kurultayında, derneğin 264 şubesi ile birlikte tüzel
kişiliğini feshetmesine karar verilir. Bu kararla Türk Ocağı’nın görkemli Genel
Merkez yapısı, yurt alanına yayılmış 141 parça mülkü, bütün nakdi varlıkları
Cumhuriyet Halk Partisine devredilmiştir.